Ünlü gazeteci Fatih Altaylı, Habertürk ekranlarında yaşanan ve sosyal medyada geniş yankı uyandıran “ilahi” tartışmalarına sert tepki gösterdi. Altaylı, özellikle tartışmaların temelini oluşturan “ilahi” kavramının Türk müzik tarihindeki yerini ve yanlış anlaşılmalarını hedef alarak, konuya derinlemesine bir müzikolojik ve tarihsel perspektiften yaklaştı.
Tartışmalar, Habertürk TV sunucusu Kürşad Oğuz’un Ayasofya Camii önünde saz çalan bir kadının fotoğrafını “İçeride ilahi çalınıyor olabilir mi?” notuyla sosyal medya hesabından paylaşmasıyla alevlenmişti. Bu paylaşım, özellikle dini hassasiyetleri yüksek çevreler tarafından “provokasyon” ve “alaycılık” olarak yorumlanmış, kısa sürede büyük tepkilere ve linç kampanyalarına dönüşmüştü. Fatih Altaylı ise, bu tepkilerin çoğunlukla bilgi eksikliğinden ve müzik tarihi cehaletinden kaynaklandığını savunarak, asıl meselenin Türk müziğindeki “ilahi” tanımının yanlış algılanması olduğunu belirtti.
Altaylı’dan “İlahi” Kavramına Tarihsel Eleştiri
Altaylı, “ilahi” olarak adlandırılan eserlerin aslında Türk Sanat Müziği’nin bir parçası olduğunu vurguladı. Ona göre, günümüzde yaygın olarak “ilahi” denilen form, büyük oranda 1970’lerden sonra bu isimle anılmaya başlanan, dini metinler üzerine bestelenmiş klasik Türk müziği eserleridir. Altaylı, Hafız Post gibi önemli bestecilerin dini metinler üzerine bestelediği eserlerin, makamsal yapısıyla tamamen klasik Türk müziği karakteri taşıdığını, ancak içeriği nedeniyle sonradan ve modern dönemde “ilahi” olarak etiketlendiğini ifade etti. Bu adlandırmanın, dini içerikli her eseri ayrı bir kategoriye koyma çabası olarak ortaya çıktığını, ancak müzikal form ve yapı açısından bir ayrım yaratmadığını savundu.
Makamsal Yapının Önemi ve Yanlış Algılar
Osmanlı İmparatorluğu döneminde dini metinlerin okunmasının, Türk müziğinin makam geleneği içinde yapıldığına dikkat çeken Altaylı, şunları söyledi: “Dini metinlerin, Kur’an’ın bile özel makamlarda okunduğu, mevlitlerin, ezanların hep makamla okunduğu bir geleneğin çocuklarıyız. Dolayısıyla makamda okunan, makamsal yapısı olan, Türk Sanat Müziği formunda bestelenmiş bir şeye kalkıp ‘ilahi’ demek, onu bambaşka bir kategoriye koymak, Türk müzik tarihini bilmemektir.”
Altaylı, halk müziği veya dini halk müziği formlarıyla karıştırılan bu eserlerin, aslında saray müziği geleneğinin bir uzantısı olduğunu belirtti. “Uşşak İlahi” örneğini veren Altaylı, Uşşak makamında yazılmış bir esere “ilahi” denilmesinin, klasik Türk müziğini küçümsemek anlamına geldiğini savundu. Bu durumun, Türk müzikolojisi açısından büyük bir yanlış algıya yol açtığını ve müziğin tarihsel evriminin göz ardı edildiğini dile getirdi. Altaylı’ya göre, günümüzde popülerleşen “ilahi” kavramı, aslında Türk Sanat Müziği’nin zengin repertuvarından beslenen, ancak çoğu zaman yeterince anlaşılmayan bir mirasın yanlış adlandırılmasıdır. Bu durumun, kültürel mirasın yanlış yorumlanmasına ve sığ tartışmalara yol açtığını da sözlerine ekledi.
Cehalet ve Tarih Bilgisizliği Vurgusu
Fatih Altaylı, Kürşad Oğuz’un paylaşımına verilen tepkilerin büyük bir kısmının müzik tarihi ve kültürel miras hakkındaki cehaletten kaynaklandığını ileri sürdü. “Adamın dediğini anlamayan, konuyu bilmeyen, müzik tarihini bilmeyen, kültür tarihini bilmeyen birtakım çapsız insanların ortaya attığı bir tartışma bu” ifadeleriyle eleştirilerini dile getirdi. Altaylı, Türkiye’de müzik eğitiminin ve kültürel bilgilendirmenin yetersizliğine işaret ederek, bu tür polemiklerin aslında derin bir bilgi eksikliğinin yansıması olduğunu belirtti.
Sonuç olarak Altaylı, “ilahi” adlandırmasının, modern dönemde ortaya çıkan ve Türk Sanat Müziği eserlerini farklı bir kategoriye koyma çabasından ibaret olduğunu savundu. Ülkenin müzik mirasının doğru anlaşılması ve terminolojinin doğru kullanılması gerektiğinin altını çizdi. Bu tartışmanın, Türk müziğinin zenginliğini ve tarihsel derinliğini anlamak adına önemli bir fırsat olabileceğini de ekledi.
